Acı

Acı çekmeyen insanlar siz gerçek değilsiniz. Ben çok çok fazla gerçeğim. İnsanım ve acı çekiyorum. Nefret ediyorum acı çekmekten..

Advertisements

Her işi üzerine alma

Kimselere kızmamak gerek, anlaşılmıyorsan sebep kişinin kendi davranışlarıdır. Birileri seni kullanılacak biri gibi görüyorsa sebep sensin. Bu zaten bilinen bir şey ama kullanılan kişi bunun farkında olamıyor. Sorunlara o kadar kendini vermiş ki çözümü göremiyor. Sorumlulukların hepsini yüklemezse sırtına insan o zaman her şey çözülür. Zaten türk kadınlarının ortak noktası her şeyi yapmaya zorlamak kendini. Erkek mutfağa girse sen yapamazsın deyip çıkarmak büyük hata. Bırak kötü de yapsa yapsın adam bir şeyler. Erkekle zaten çocuk gibidir. Onları büyütecek yine kadınlar. Eşim mesela bir sorumluluğu üzerime alıyım hemen o sorumluluk ondan çıkmış gibi bir daha o işi yapmaya yeltenmez. Sen yaparsın deyip işin içinden çıkar. Çocukları da biz yetiştiriyoruz onlara şimdiden sorumluluklar vermeliyiz. Erkek kız ayırt etmeden basit sorumluluklarla başlamalıyız. Ben yapıyor muyum hayır?! Ama başlayacağım bundan sonra. Bunun için yazıyorum. Düşüncelerimin altını çizip aklımda kalması için. Bugünlük bu kadar. Görüşürüz

Koşun koşun o sıcak o sorunsuz evlerinize ben beklerim koşmam trene yetişmek için. Neye koşayım ki mutsuzluk dolu yuvaya mı koşayım? Bir tek oğlum için gidişim o eve. O evde beni bağlayacak bir şey kalmadı. Hayal kırıklıklarının dökülüp saçıldığı o evde ne işim olabilir ki. Evet sevgili ruh hastası eşim bunları okusaydı. Ben o kadar mı kötüyüm derdi. Hayır bu kadın gerçekten hastaymış derdi. Biliyorum ki ben tamamen sağlıklıyım onun yanında. Ama gün gün yok oluyorum yeniden bir başkası doğuyor. Ruhsuz, güvensiz, mutsuz, yüzünde o ne kadar da suratsız denilebilecek ifadesi olan biri. Ey yabancı insan o kapalı kapılar ardında neler yaşadığımı biliyor musun ki, beni yargılamaya kalkışıyorsun. Belki sen çoktan dayanamaz giderdin. Ben sabrettim çünkü sabrın sonu selamet olur diye düşündüm. İyiler hep kazanır diye düşündüm. Ama ne acı ki galiba yanıldım. Kötü yaranıyormuş bu insanlara. Ama benim fıtratımda acımasızlık yok ki, yapamam istesem de.

Evet nerede kalmıştık. Yine de umudum var, “umut fakirin ekmeği umar ha umar umar”. Dedim ana baba ocağı sıcaktır koruyucudur. Bilmedim bilmedim. Dünyayı keşfe çıktım yaralarla kaplandım. Şimdi elim kolum kalkmaz benim.

Şimdi eve gitmek için beklediğim tren geldi. Üşüdüm ama sonunda geldi ve mutluyum. Manevi olarak beklediğim trende bir gün gelecek. O gün trene yalnızca oğlum binecek. Arkamda kalacak tüm diğerleri. Mutluluk durağına doğru yol alacağım. Orada indiğimde tüm kötülükler arkamda kalacak. Bir yere dahi gitmeyeceğim tekrar. Artık yeni dünyalar görmek için yolculuklar yapmayacağım. Güvenli yerimde kalıp mutlu mutlu gülümseyip şükür edeceğim. Dünya hiç güvenilir değil. Artık bir bebek gibi savunmasız hissediyorum. Büyümek zormuş meğerse. Beceremedim ben büyüme işini. Kalsın çocuk kalayım…

Sen önce hayat neşemi öldür gün gün. Sonra da önemsiz bir insanmışcasına değersiz gör. Ben senin, annenin aldığı, ilk önceleri çok önemli görüp sonrada değersiz gördüğün oyuncağın mıyım? Hayır değilim bunun hesabını vereceksin. Yalnız kalarak hem de. İnsan oyuncağa benzemez istediğin anda karşına çıkmaz. Sayısı azdır. Senin karşına erken çıkarılmış olan bir insana kötü muamele edersen ilahi adalet sana neler yapar. Tamam neyse kötü davrandın davranıyorsunda halen ne istiyorsun benden. Neden beni rahat bırakmıyorsun. Neden halen ayrılsanda seni rahat bırakmam, sana acı çektirmeye devam ederim diyorsun. Bırak işte değersiz oyuncağını, yenilerini bulursun. Annene söyle alsın. Ona göre daha iyileri de var çünkü. Ama o bile anladı daha iyisinin olmayacağını. Hata yaptığını anladı yıllarca uğraşarak.
Oğlum olmasaydı herşey daha kolay olurdu. Korkmazdım senden tehditlerinden. Zaten bittiğinde gittiğimde herşey zor olacak, bir de seninle uğraşmam gerekecek. Bazen düşünüyorum da benim gibi korkak birine neden bu sınav diye. Beceremiyorum ki…
Bu hayat olmadı yeniden başlamak istiyorum..

Sevgili günlük

Bugün benim yanımda bir kıza “ne kadar güzel değil mi?” dedi. Çıldıracağım. Artık kankisi annesi gibi falan oldum. Bunu bana nasıl yapar. Bu sabır küpü ben, buna kaç zaman dayanacağım. Kapanmış olmam bunu yapmasını gerektirmez. Şeytanın bu tip insanı kullanarak benimle oynaması. Beni dinimden uzaklaştırma çabaları. “Açıl kapalı olmanı istemiyorum, baktığımda gözüm gönlüm açılsın”. Duyanda evde de kapalı bir insan sanır. Bu adam tek kelimeyle iğrenç, aşağılık bir insan. Biliyorum ki o hep öyleydi, aşk gözümü boyadı. Burada yazamayacağım iğrençlikteki konuşmaları, karakterimle uyuşmuyor. Peki benim burada ne işim var. Neden bu kadar güçsüzüm. Yaşamış olduğum aşağılanmalar fayda etmiyor mu güçlenmeme? Hele o midemi bulandıran konuşmaları. İleride bu yazdıklarımı okurken ne kadar da yanılmışım dermiyim. Denilecek gibi değil. Keşke bu bir rüya olsa. Uyansam oh be rüyaymış desem. Rüyamda görsem kabus diye uyanırım. Evet evet bu yaşadıklarımı bir kaç kez rüyamda görmüştüm. Rüyamda ne çok ağlamıştım. Rüyada bile dayanılacak gibi değildi. Ve şimdi ne oldu yaşıyorum o acıları gerçekte. Dayanmak o kadar zor ki. Bir gün biteceğini bildiğimden sabrım. O bir figüran hayatımda. Bitip gidecek bir gün dünyamdan. Kimbilir sonra sonra neler göreceğim hayatımda. Güzel günler dileğimle.

Bitti…

Bitti, nasıl biter diyor kalbim. Nasıl nasıl. Peki şimdi olacak. Burada nasıl yaşayacaksın. Halen burada yaşamayı mı istiyorsun? Pes sen ne gurursuz çıktın. Adam seni sevmiyorum diyor. Açık ve net sev-mi-yo-rum. Bunun neyini anlamadın. Anlamadım işte anlayamıyorum. Herşey bu kadar basit miydi?. O çektiğim acılar bir hiç uğrunamıydı. Hiçlik için mi savaştım. Kendimi kandırdım kendimle çeliştim. Nasıl görmedim nasıl görmek istemedim.

Yalnızlık

Yalnızlık nedir bilmeyen için yalnız kalma düşüncesi ne kadar zor. Yalnız kalmama adına olmayacak insanların kaprisini çeker insan. Yalnız kalmak onun için karanlık bir kuyu. Karanlığa bakar gibi bakar yalnızlığa. Belki orası onun için daha güvenlidir. Daha az yarası olacaktır. Bilmez bilemez.

Dersiniz ki bazen hiç mi kurtuluşum yok bu dertten, derde o kadar çok adapte olursunuz ki çözüm yolu kapınıza geldiğini görmezsiniz bile. Ben tam da o tiplerdendenim. Melankolik miyim bilmiyorum. Derdi mi mi seviyorum? Sado mazojist miyim? Belki de. Böyle olmam içimde ki küçük çocuğu korkutuyor. Lütfen o acıdan uzaklaş korkuyorum diyor. Yardımcı yanımın hiç sesi çıkmıyor. Öylece sessiz duruyor. Kendime yardım edemezsem de kimse edemez.

Bu dünyaya ait değilim.

Zaman dursun herşey dursun, ben kendi başıma yalnız kalıyım. Sadece kendi kendimle başbaşa kalıyım. Yıllar oldu kendime şefkat göstermeyeli. Kendimi teselli ediyim sarılıyım ruhuma. İyileştiriyim yaralarımı. Sonra devam ederim insanlarla savaşıma. Savaş olması garip ben sadece yaşamak istiyorum sessiz sedasız. Ne istiyor bu insanlar birbirinden. Neden bazı insanlar diğerlerinden daha çok hırs ve kötülükle dolu.

Bazen bilgisayar oyununda olduğu gibi bir oyunu kaybedince bir daha bir daha oynanabilse. Söz veriyorum onuncu denememde bu işi kıvırabilirim. Bilgisayar oyununda bile başarısızım ki ben, gerçek dünya ne kadar zor benim için. Aslında dünyanın oyunu farklı bilgisayar oyunlarından. Kaybettikçe kazanıyorsun dünyada. Her acı bir level atlatıyor insana. Ama ben acıdan hep korunurak büyütüldüm, korunan yerde bundan dolayı acı çekerek. Korunan insan halbuki daha çok acı çekiyor. Savaştan kaçanlar savaşa girenlerden daha çok yara alırlar misali. Uçmayı öğretmediler zamanı geçince atladım uçurumdan kendiliğimden çokta derinlere düşmedim yükselemedim çokça, bu beni yordu yıprattı. Bir gün elbette yukarılarda olacağım, yılmış vaziyette.